« Önceki | Sonraki »

9/9/2008

SAHTE LAİKLİK

Din öğretimi!..

Bu dersin zorunlu olmasını savunanlar, müfredatın din eğitimini içermediğini, bunun bir din öğretimi dersi olduğunu ısrarla iddia ediyorlar. Din eğitiminin Diyanet İşleri BaşkanlığıSünni Müslüman din eğitimi niyetinin varlığını görmemek mümkün değil. Zaten bu nedenle, zorunlu ders fikrine karşı çıkmayan bazı Aleviler, derslerin müfredatının Aleviliği de kapsamasını ve bunun Alevilik dünyası içinden tanımlanmasını talep ediyorlar. tarafından Kuran kurslarında verildiğini belirtiyorlar. Tüm reform çabalarına rağmen, Genel Müdürlüğün kılavuz kitabına ve elbette derslerin uygulanmasına sinen çok açık bir  Sünni Müslüman din eğitimi niyetinin varlığını görmemek mümkün değil. Zaten bu nedenle, zorunlu ders fikrine karşı çıkmayan bazı Aleviler, derslerin müfredatının Aleviliği de kapsamasını ve bunun Alevilik dünyası içinden tanımlanmasını talep ediyorlar.

Genel Müdürlüğün ilköğretim kılavuzunda, Bakara ve İbrahim suresinin meallerinin tahtaya yansıtılması, bunların birkaç öğrenciye yüksek sesle okutulması ve sınıfa getirilen Kur’an mealinden, benzer ayet meali bulmalarının istenmesi öneriliyor (6. sınıf). Kelimeişehadet ve kelimeitevhit arasındaki fark ve benzerliklerin öğrenciler tarafından bulunmaları (4. sınıf), “Rabb’imi tanıyorum” başlığı altında, Allah inancının (5. sınıf), zekat, hac ve kurban ibadetlerinin (8. sınıf), Ramazan ayı ve oruç ibadetinin (7. sınıf) öğretilmesi vs. yer alıyor. Kılavuzun sonunda yer alan sınav sorusu önerileri arasında, “Kur’an-ı Kerim’in dinî hayatımızdaki yeri ve önemi nedir?”, “Veda Hutbesi’nde üzerinde durulan temel konular nedir?”, “Dinimizi doğru şekilde anlayabilmek ve yaşayabilmek için Kur’an’a olan ihtiyacımızı ifade ediniz” türünden açık uçlu soru önerileri var. “Dinimizin” öğretilmesi amacı, soru önerilerinin dilinde bile açık biçimde görülüyor. Ayetlerin kullanımıyla ilgili bölümde de, ayette verilen ilke, bakış açısı ve değerleri bulma, konuyu Kur’an kıssasıyla verme yöntemleri anlatılıyor.

Buradan hareketle, 2007-2008 öğretim yılında bu derslerin sınavlarında sorulan sorulardan birkaç örneğe bakabiliriz. Okulun ve dersin öğretmeninin adını vermediğimizi ve alışageldiği üzere, bunların hemen “münferit örnek” olarak değerlendirilmemeleri için en aşırılarını bir kenara bıraktığımızı belirtelim.

5. sınıf soruları: “İhlas suresinin okunuşunu ve anlamını yazınız”, “Mülk suresi 3. ayeti aşağıdakilerden hangisi ifade eder?”, “Aşağıdaki Sübhaneke duasında boş bırakılan yerlere yardımcı kelimelerden uygun olanlarını seçip koyunuz”...

Aklın ve eleştirel düşüncenin öğretilmesi amacının sık sık vurgulandığı müfredatta, yanına doğru veya yanlış olarak yanıtlanması istenen şöyle bir soru var: “Allah ilim sıfatıyla her şeyi bilir, semi sıfatıyla her şeyi işitir ve kudret sıfatıyla her şeye güç yetiştirir”.

4. sınıfta sorulan bu soru ise, sanırım sadece öğrencileri değil, velileri de yanıtlamakta zorda bırakacaktır: “Aşağıdakilerden hangisi günahtır: 1- Okula geç gelmek, 2- Yemeğe büyüklerimizden önce başlamak, 3- Müzik ve Tv’nin sesini çok açmak, 4- Top oynamak”. Çocukluğumda günah olduğu için top oynamasını babasının yasakladığı birkaç arkadaşım olmuştu ama beni en çok rahatsız eden de toplu yerde müziğin sesinin çok açılmasıdır. Ben ne yanıt vereceğimi bilemedim. Ayrıca top oynayanları seyredenlerin de bu günaha ortak olacağı düşünülebilir. Dolayısıyla bazı maçlarda neredeyse hayatın durduğu bizim toplum, başta Cumhurbaşkanı ve Başbakan olmak üzere topyekun günahkar mı diye düşünürse 10 yaşındaki bir çocuk, onu mantıksızlıkla eleştirebilir miyiz?

‘Dinimizi’ öğrenmek

İlkokulda 4. sınıftan 8. sınıfa kadar haftada iki, lisenin tüm sınıflarında haftada bir saat okutulan zorunlu din kültürü ve ahlak bilgisi dersi, esas itibarıyla bir din dersidir. “Dinimizin” ilkelerini öğretmek amacı çok açık biçimde hakimdir. Zaten bu nedenle 1987, 1990 ve 1992’de alınan kararlar gereğince, “Hıristiyanlık ve Musevilik dinlerine mensup öğrenciler”, bunu ispatlamaları koşuluyla, bu derslerden muaf tutuldu. Buna rağmen 2000 başlarında bir Süryani aile, çocuğunun bu dersten muaf olmasını sağlamak için Danıştay’a kadar gitmek zorunda kaldı. AİHM, 2004’te bu konuda dava açan Alevi aileyi 2006’da haklı bulurken, bunun bir “zorunlu din eğitimi” olduğuna ilişkin en güçlü kanıtlardan birinin, azınlık okulları dışındaki okullarda da Hıristiyan ve Musevilerin bu dersten muaf tutulmaları olduğunu belirtti.

Din Öğretimi Genel Müdürü profesör İrfan Aycan, 2007 Eylül’ünde zorunlu din öğretiminin kaldırılması tartışılırken, “Ülkemiz bu tecrübeyi daha önce yaşadı. Din dersi seçmeliydi ve okullarda ayrım meydana gelmiş, anarşik durumlar oluşmuştu. Bir taraftan din dersi alanlar sağcı veya dinci olarak, diğer taraftan bu dersi almayanlar solcu, ateist, komünist olarak nitelendiriliyorlar... Din dersi seçmeli olursa seçenler ‘dinli’, seçmeyenler ‘dinsiz’ şeklinde ayrışmaya neden olur. Ayrıca uygulama konusunda sıkıntılar yaşanır” diyordu. Aycan, o dönemde “dindar kesim arasında da dışarıdan gelen cereyanlara açık bir durum vardı...kendi uzmanlarımız yetişince böyle bir etkilenme kalmadı” diyerek, bunun bir Türkiye Sünni İslamı eğitimi amacı taşıdığını da ima ediyordu. Böylece bu dersin, “anarşi ve bölücülüğü” engellemek gibi bir hasleti ve milleti tek vücut olarak yaratmak işlevi olduğunu yetkin bir ağızdan, bir kez daha öğrenmiş olduk. Otoriter 12 Eylül Anayasası’nın kendinden beklediği işleve, 25 yıl sonra aynı kelimelerle sahip çıkıyordu Din Öğretimi Genel Müdürü.

Bu dersin müfredatının değişmesini veya zorunlu olmaktan çıkmasını ısrarla ve yüksek sesle bazı Alevi dernekleri talep etmeye devam ediyor. Halbuki sadece Alevileri ilgilendirmeyen, laiklik ve demokrasi ilkeleri gereği, çocuğunun din öğretimi ve din eğitimi almasını istemeyen herkesin sahiplenmesi gereken bir mücadele bu. Bu mücadeleyi, Alevi cemaaatine özgün bir talep olmaktan çıkarıp Türkiye’de laikliğin de demokratikleşmesini talep eden herkesin sahiplenmesi gerekmiyor mu? Sadece sokak gösterisiyle, imza kampanyasıyla değil, somut olarak çocuğunun bu dersten muaf tutulmasını talep ederek, muhtemel red yanıtını AİHM kararını emsal alarak tek tek yargıya götürerek sürdürülmesi gereken bir mücadele. İnsan hakları kuruluşlarının hukuki destek vermesiyle yaygınlaşması ve bu mücadelenin kazanılması kuvvetle muhtemel.

Yunanistan’da son derece güçlü kilisenin direnmesine rağmen, okullarda zorunlu din dersi geçtiğimiz günlerde kaldırıldı. Benzer biçimde, aynı direnişe rağmen, birkaç yıl önce din hanesi de nüfus kütüklerinden kaldırılmıştı.

Zorunlu din öğretiminin kaldırılmasının, demokratik ve laik bir Türkiye Cumhuriyeti talep eden tüm yurttaşların talebi olmaması için neden yok, ...diyeceğim ama aslında var. “Laikliklerin” büyük çoğunluğu gerçekten laik mi? 1982 Anayasası’nın değişmemesini şiddetle savunanlara bakınca, insan ister istemez bu soruyu soruyor.

AHMET İNSEL
RADİKAL - 7 Eylül 2008

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

Daha güzel bir dünyanın, daha özgürlüklü bir dünya olmadan gerçekleşemeyeceği açık. Daha özgürlüklü bir dünyanın kurulabilmesi için de tabuların yıkılması gerekli. Her türlü tabu yıkılmalı. En başta da dinlerden , "inanç"lardan kaynağını alan tabular.

"Özgürlükleri bağlayan her türlü zincir kırılmalı, en başta da kafalardaki "iman zinciri". İman zincirine bağlı düşünce sabittir, değişmezdir. Bu ise doğanın değişken yapısına terstir. Zincirli zihin gelişme gösteremez; değişmelere, gelişmelere ayak uyduramaz. Dünyamızdaki her türlü olumlu gelişme, dinin ve imanınki başta olmak üzere, tabuların zincirinden kurtulabildiği, yol bulabildiği ölçüde gerçekleşebilmiştir. İnsan aklı, bilim, teknoloji, insan hakları alanında ulaşılan noktalar, bu yoldaki adımların ürünleridir.

Akıl ve bilim aydınlık kesimdedir. Din ve iman ise karanlık kesimde. Aklın, bilimin ölçüleri bellidir. Gözlem vardır, deney vardır, nesnellik vardır...Yolu ışıklandıran da bunlardır. Öyleyse "din"in üzerine nasıl gidilmesi gerektiği ortada ve son derece açık: Karanlığın üzerine nasıl gidilirse, "din"in üzerine de öyle gidilmelidir. Karanlıkla savaşılırken ışık gereklidir. Dinin, imanın üzerine gidilirken de..."