« Önceki | Sonraki »

31/8/2007

AİHM: Zorunlu din dersleri insan haklarına aykırı

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Alevi babanın, çocuğunun din dersine girme zorunluluğunun kaldırılmasıyla ilgili başvurusunu sonuçlandırdı. Mahkemenin babayı haklı bulduğu öğrenildi

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Alevi bir ailenin çocuğunun din dersine girme zorunluluğunun kaldırılmasıyla ilgili davayı karara bağladı. AİHM kararında Alevilerin lehine karar çıktığı anlaşıldı. Önümüzdeki günlerde açıklanacak mahkemenin gerekçeli kararına, Büyük Daire'nin iki ay önce karara bağladığı Folgero davasının emsal teşkil ettiği öğrenildi.

Büyük Daire 29 Haziran'da, Hıristiyanlığı temel alan ve Hıristiyan bakış açısıyla diğer dinlere atıfta bulunulduğu gerekçesiyle açılan bir davayı karara bağladı. Büyük Daire, Folgero Norveç'e karşı davasında AİHM'nin dinle devlet işlerine karışmadığını belirterek, "İlgili devlet (Norveç) eğitimle ilgili sorumluluğu yerine getirirken, ders programındaki bilgileri objektif, eleştirel ve çoğulcu bir şekilde verilmesini mi sağlıyor? Yoksa endoktrini yani bir görüşü empoze etme, dayatma amacını mı güdüyor?" sorusuna yanıt aradı.

Kararda, söz konusu ders programında diğer dinlere atıfta bulunulsa da, bu dinlerin Hıristiyanlık üzerinden anlatıldığı, Hıristiyan yetiştirmeye yönelik bilgilerin yer aldığı belirtilerek, "Devletin bütün dinlere eşit, çoğulcu ve eleştirel yaklaşmadığına" vurgu yapıldı.

Sözleşme ihlal edildi
Büyük Daire, "Hiç kimse eğitim hakkından yoksun bırakılamaz. Devlet, eğitim ve öğretim alanında yükleneceği görevlerin yerine getirilmesinde, ana ve babanın bu eğitim ve öğretimin kendi dini ve felsefi inançlarına göre yapılmasını sağlama haklarına saygı gösterir" şeklinde düzenlenen sözleşmenin 2. maddesinin de ihlal edildiğine karar verdi.

Alevilerin zorunlu din dersi davasıyla büyük benzerlik gösteren Folgero davasında Daire, Norveç'in Eğitim Kanunu'nda İncil ve Hıristiyanlığın Protestan inancına uygun olarak verilmesi yönündeki amacını da zaten açıkça belirttiğini hatırlattı.

Kararda, Norveç'in söz konusu ders programında diğer dinlere çoğulcu ve eşit bir şekilde yer vermediği, eşit vurgu yapmadığı, Hıristiyanlığı öne çıkardığı ve ebeveynlere çok ağır şartlar getirdiği için muafiyetin yeterli olmadığı vurgulandı.

Devlet tek dini öğretemez
Mahkeme; Alevilerin zorunlu din dersi ile ilgili şikâyeti ile ilgili kabul edilebilirlik gerekçesini yazarken de Sünni İslama dayalı bir öğretimin dayatıldığını söyleyen davacıların, "Devlet, kamu okullarında tek bir dini öğretemez, bu devletin tarafsızlığı ilkesine de aykırıdır" şeklindeki görüşlerine yer vermesi, esasa ilişkin karar konusundaki tavrının ne olacağının da ipuçlarını vermişti.

Önemli sonuçları olacak
Karar uyarınca, Türkiye'de Anayasa'nın ilgili maddesinin değişmesi (24. madde), Milli Eğitim Temel Kanunu'nun "Din Kültürü ve Ahlak Eğitimi İlköğretim okullarında zorunludur" şeklindeki 12. maddesi ve Talim ve Terbiye Kurulu'nun 19/9/2000 tarih ve 373 sayılı kararıyla kabul edilen İlköğretim Okulu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi öğretim programının değişmesi gerekecek.

Davanın seyri

2001'de Hasan Zengin adlı Alevi bir vatandaş, 7. sınıfa giden kızı E.Z.'nin Alevilikle ilgili bilgilerin yer almadığı din derslerine girme zorunluluğunun kaldırılması için önce İstanbul Valiliği'ne, ardından İstanbul İdare Mahkemesi'ne, son olarak da Danıştay'a başvurdu.

Başvurularından olumsuz yanıt alan Zengin, iç hukuk yollarını tükettikten sonra 2 Ocak 2004'te Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne gitti.

AİHM'ye yapılan başvuruda, devletin Alevi olan bir öğrenciye Sünni inancının öğretildiği Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersini zorunlu olarak okutmasının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) din ve vicdan özgürlüğünü düzenleyen 9'uncu maddesinin ihlali olduğu görüşü belirtildi.

Kasım 2004'te başvuruyu gündemine alan AİHM, 15 Kasım 2004'te Türkiye'ye zorunlu din dersiyle ilgili sorular yöneltti.
Nisan 2005'te Türkiye 20 maddelik savunmasında, davanın reddini istedi ve "Ders tarafsızdır. Anne babalar, devletin yetkisine karşı çıkamaz" denildi.

Mahkeme, Türkiye'nin savunmasını değerlendirdikten sonra şikâyet hakkında kabul edilebilirlik kararı verdi ve dosyayı esastan görüşmek üzere 3 Ekim tarihine duruşma günü verdi.

Türkiye savunmasında, Aleviler ile Sünniler arasında ayrımcılık yapılmadığını, derslerin de din dersi değil, din ve ahlak konusunda genel kültür dersi olduğunu belirtti.

Kaynak: Milliyet

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

2 yorum yazılmıştır

  1. Yazan: zombi | Tarih: 2007-12-20 05:28:59
    Konu: zorunlu din
    alevilik genel olarak felsefeye dayalı bir dindir. islamdan tamamıyla ayrı tutamayacağımız gibi olduğu gibi islamla bağdaştırmamız da mümkün değildir. şiilik, nusayrilik ve caferilik inançları islam dinine yakın olmakla birlikte anadolu alevilerinin büyük kısmı bektaşidir. bektaşilikse dinden çok bi felsefedir ("benim kabem insandır" sözü açıklama için yeterlidir sanırım). din derslerinde gösterilen ise öz be öz sunni-hanefi kültürüdür. hedef asimilasyondur. özellikle 82 anayasasından sonra katlederek alevileri sindiremeyeceğini anlayan devlet böyle bir yola başvurmuştur. şimdi sana sorarım yunanistanda yaşasan ve senin çocuğun zorla hristiyan yapılmaya çalışılsa tepkin ne olur. ben açıkçası din kültürü dersine karşı değilim. "zorunlu" din dersine karşıyım. ayrıca din kültürü dersi olması gerektiği gibi olmalı. yani tüm dünya dinlerini tarafsız ve eşit bir şekilde yansıtmalı. o zaman hiç kimsenin bi itirazı olamaz zaten.yok yapılamıyorsa dersin adı "sunni kültürü" olarak değiştirilmeli ve hiçkimse bu kültürü öğrenmeye mahkum edilmemeli

    Bağlantı »

  2. Yazan: isimsiz | Tarih: 2007-12-19 18:29:17
    Konu: ?
    siz alevilerin genelinin müslüman olduğunu bilmiyorsunuz galiba..dinlerini neden öğrenmesinlerki..bunda ne gariplik var?



    Bağlantı »

Daha güzel bir dünyanın, daha özgürlüklü bir dünya olmadan gerçekleşemeyeceği açık. Daha özgürlüklü bir dünyanın kurulabilmesi için de tabuların yıkılması gerekli. Her türlü tabu yıkılmalı. En başta da dinlerden , "inanç"lardan kaynağını alan tabular.

"Özgürlükleri bağlayan her türlü zincir kırılmalı, en başta da kafalardaki "iman zinciri". İman zincirine bağlı düşünce sabittir, değişmezdir. Bu ise doğanın değişken yapısına terstir. Zincirli zihin gelişme gösteremez; değişmelere, gelişmelere ayak uyduramaz. Dünyamızdaki her türlü olumlu gelişme, dinin ve imanınki başta olmak üzere, tabuların zincirinden kurtulabildiği, yol bulabildiği ölçüde gerçekleşebilmiştir. İnsan aklı, bilim, teknoloji, insan hakları alanında ulaşılan noktalar, bu yoldaki adımların ürünleridir.

Akıl ve bilim aydınlık kesimdedir. Din ve iman ise karanlık kesimde. Aklın, bilimin ölçüleri bellidir. Gözlem vardır, deney vardır, nesnellik vardır...Yolu ışıklandıran da bunlardır. Öyleyse "din"in üzerine nasıl gidilmesi gerektiği ortada ve son derece açık: Karanlığın üzerine nasıl gidilirse, "din"in üzerine de öyle gidilmelidir. Karanlıkla savaşılırken ışık gereklidir. Dinin, imanın üzerine gidilirken de..."