« Önceki | Sonraki »

9/9/2008

12 EYLÜL DEVAM EDİYOR...


12 Eylül darbesinin 28. yılında, Türkiye bugün de darbecilerin, çetelerin ve kirli ilişkilerin sürüklediği karanlığı yaşamaya devam ediyor.

12 Eylül öncesinde, devrimcilere ve emekçi halka karşı saldıran faşist çeteler, Susurluk‘ta, Şemdinli‘de ve son olarak Ergenekon‘da yüzünü gösteriyor.

Ortaya çıkan bu kirli ilişkiler, düzenin nasıl işlediğinin, 12 Eylül darbesi hazırlayanların ve darbenin ardından Türkiye‘yi yıllardır yöneten iktidarların nasıl marifetleri olduğunu açık seçik ortaya koymaktadır.

Türkiye‘nin bunlarla hesaplaşmadan, çeteleri, darbecileri yargılamadan demokratikleşmesi mümkün değildir.

12 Eylül emekçi halkımıza büyük acılar yaşatmıştır. Devrimciler için dar ağaçları, işkence tezgahları kurulmuştur. 12 Eylül‘le hesaplaşmak o nedenle Veysel Güney‘in, Mustafa Özenç‘in, Hıdır Aslan‘ın, İlyas Has‘ın ve diğer yitirdiğimiz tüm güzel insanlarımızın hesabını sormak, onların düşüncelerini ve ideallerini bugüne ve geleceğe taşımaktır.

12 Eylül bugünkü Türkiye‘yi yaratmıştır.

24 Ocak kararları ile başlayan, Özal ve sonrasındaki iktidarlarla devam eden, her şeyin paralı hale getirildiği, halkın yoksullaştırıldığı, işsizliğin arttığı ve iş güvencesinin ortadan kaldırıldığı, bugünkü düzenin ilk adımları 12 Eylül ile atılmıştır.

Devrimci düşüncelerin toplum ve gençlik içerisindeki etkisini, dinci gericiliğin yaygınlaştırarak kırmaya çalışan 12 Eylül ile birlikte tarikat ve cemaatler yaygınlaştırılmış, Türk-İslam ideoloji etrafında tüm toplumsal yaşam adeta bir abluka altına alınmıştır. Bugün, AKP iktidarının etkinliği içerisinde gelişen muhafazakarlaşma dalgasının tohumları da 12 Eylül‘de atılmıştır.

12 Eylül darbesi, emperyalizmin Türkiye üzerindeki etkinliğinin bir sonucudur ve bizzat ABD eliyle yapılan bir operasyondur. Emperyalizmin yeni küresel sömürü düzenine Türkiye‘nin eklemlenme hamlesinin başlangıcı olan darbe sonrasında da Türkiye bu doğrultuda yönetilmiştir.

Bütün bunlardan dolayı, 12 Eylül ile hesaplaşmak yalnızca geçmişin yaşanan acılarının hesabını sormak, katillerin yargılanmasını talep etmek değil, aynı zamanda 12 Eylül‘ün yarattığı emperyalizme bağımlılık içinde şekillenen bugünkü karanlığına da karşı çıkmak, eşit, özgür ve demokratik bir Türkiye için mücadele etmek demektir.

AKP iktidarı bugün Ergenekon operasyonunu ‘temiz eller‘ operasyonu olarak sunuyor. Gerçekten bir temiz eller operasyonu ancak AKP‘nin parçası olduğu bu düzenin tüm kirliliklerine karşı mücadele ederek, Ergenekon‘da, Susurluk‘ta, Şemdinli‘de açığa çıkan tüm ilişkilerin, 12 Eylül öncesi yapılan katliamların hesabını sormakla mümkün olacaktır.

12 Eylül bugünkü alacakaranlıktır, çetelerdir, gericiliktir ve yoksulluktur. Şimdi bu düzene karşı, düzenin bütün kirliliklerini ve pisliklerini ortadan kaldırmak için, mücadele etmenin, Türkiye‘nin karanlık geçmişiyle hesaplaşarak aydınlık bir geleceği kurmanın zamanıdır.

Kaynak : www.odp.org.tr

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

Daha güzel bir dünyanın, daha özgürlüklü bir dünya olmadan gerçekleşemeyeceği açık. Daha özgürlüklü bir dünyanın kurulabilmesi için de tabuların yıkılması gerekli. Her türlü tabu yıkılmalı. En başta da dinlerden , "inanç"lardan kaynağını alan tabular.

"Özgürlükleri bağlayan her türlü zincir kırılmalı, en başta da kafalardaki "iman zinciri". İman zincirine bağlı düşünce sabittir, değişmezdir. Bu ise doğanın değişken yapısına terstir. Zincirli zihin gelişme gösteremez; değişmelere, gelişmelere ayak uyduramaz. Dünyamızdaki her türlü olumlu gelişme, dinin ve imanınki başta olmak üzere, tabuların zincirinden kurtulabildiği, yol bulabildiği ölçüde gerçekleşebilmiştir. İnsan aklı, bilim, teknoloji, insan hakları alanında ulaşılan noktalar, bu yoldaki adımların ürünleridir.

Akıl ve bilim aydınlık kesimdedir. Din ve iman ise karanlık kesimde. Aklın, bilimin ölçüleri bellidir. Gözlem vardır, deney vardır, nesnellik vardır...Yolu ışıklandıran da bunlardır. Öyleyse "din"in üzerine nasıl gidilmesi gerektiği ortada ve son derece açık: Karanlığın üzerine nasıl gidilirse, "din"in üzerine de öyle gidilmelidir. Karanlıkla savaşılırken ışık gereklidir. Dinin, imanın üzerine gidilirken de..."